Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

17 Ağustos 2008 Pazar

Acımız hiç dinmeyecek

17 Ağustos 1999
Bir daha gösterme Tanrım...
.
Oğlum 79/2 tertip olarak vatani görevinin
acemiliğini Erzincan'da yaptı.
Ustalığını İstanbul'a yakın biryerlerde
yapması için çok dua ettim.
Dualarım kabul oldu ve Adapazarına çıktı ustalığı.
Onbeş günde bir trene atladığım gibi
yanına gidiyordum.
Oğluma ve asker arkadaşlarına
güzel yemekler götürüyor, çamaşırlarını eve
getirip yıkıyor, birdaha gidişimde
tertemiz götürüyordum.
Oğlumun sayesinde birsürü oğlum
daha olmuştu, herşey çok güzel gidiyordu.
* * * * *
16 Ağustos pazar günüydü...
Ogün kızımın bir arkadaşının arabasıyla gittik.
Komutanından izin alıp onu Karasu'ya denize götürdük.
O kadar sıcaktı ki kumlara terlikle bile basılamıyordu.
Deniz rengi bile farklıydı, kirli sarı bir renkteydi.
Suyun sıcaklığıda sanki kaynatılmış gibiydi.
Küçük küçük kefal balığı yavruları
suyun üzerinde sanki kaçarcasına sıçrıyordu.
Herkes eline ne geçirdiyse balıkları yakalama derdindeydiler
Hemen yanımızda kumlarda oturan
oldukça yaşlı bir teyze;
"Allah hayıra getirsin kızım, ben çok uzun yıllar öncede
bu durumu yaşamıştım" dedi.
İşte o anda insanın çok kötü bir deprem olacağına
inanası gelmiyor.
Birkaç saat sonra toparlandık,
oğlumu asker ocağına bıraktık ve İstanbul'a döndük.
Kızımla akşam yemeğimizi yedikten sonra ben her akşam olduğu gibi bisikletimi alıp sahile gittim.
Kendime bir çay alıp banklardan birine oturdum.
Her akşam orada oturur Kınalı adanın çakarını seyrederdim
16 Ağustos akşamıda dün akşamki gibi muhteşem
bir dolunay vardı.
Ama bu sefer bir gariplik vardı, sanki denizin üzerinde
bir buhar tabakası oluşmuştu ve garip bir
bakalit kokusu geliyordu.
Sanki çaydanlık sapı yanmış gibi...
Ve gece saat 10 olmasına rağmen kargalar ve serçeler
sürekli ötüşüyor dallarda pır pır ediyorlardı..
Birden içimi garip bir sıkıntı kapladı,
sanki evde kötü bişey olmuş yada olacakmış gibi...
Çayımı yarım bıraktım ve eve döndüm.
Döndüğümde kızım ağlıyordu.
Bir sibirya kurdu 3 küçük yavrusu ve
3 kaniş köpeğimiz vardı.
Ben evden çıkınca hepsi bir ağızdan ulumaya başlamışlar.
Oysa her akşam çıkardım dışarı hiç öyle yapmazlardı.
Apartman sakinleri yöneticiye şikayet etmiş,
yöneticide gelip kızıma bağırıp çağırmış.
Ben eve geldikten sonrada biraz uludular, oyalamaya susturmaya çalıştım.
Herzaman üçlü koltukta yarularıyla oturan sibiryalı
yavrularını koltuğun altına taşıdı.
Kanişlerde diğer koltukların altına girdiler.
Nerden bileyim ..
Onlara kızdığım için öyle yapıyorlar zannettim.
Çok sıcak olduğu için gece 2 gibi yatabildik.
Bir süre sonra sarsıntıyla uyandım, önce yatağımda
köpekler kaşınıyorda sallanıyor zannettim,
biraz doğrulup baktım köpekler yanımda değildi...
İşte o zaman anladım :(
o sallantıya rağmen kızımın odasına koştum
o da telaşla giyinme çabasındaydı.
Oyüzden hep derim ki hava ne kadar sıcak olursa olsun
sakın çıplak yatmayın, üzerinize paçalı birşeyler giyin.
Kızıma korkmamasını söyledim
Ama o arada yeraltında çok korkunç uğultu geliyordu
korkmamak mümkün değildi.
Hemen elimize büyük birer spor çanta alıp
yavru köpeklerimizi ve kanişlerimizi topladık.
Kediler zaten çoktan dışarı çıkıp ağaçlardaki yerlerini almışlardı...
Biz toparlanıp dışarı çıkana kadar yarım saat geçmişti
Komşular bırakın çıkın diye avaz avaz bağırıyorlardı.
Komşularımızdan biri arabanın radyosunu açtı,
ve deprem merkezi İzmit, Adapazarı dediğinde
benim dünyam durdu :(
Telefonlar kitlenmişti, çarşamba gününe kadar
hiç haber alamadan bir noktaya gözümü dikip transa geçtim
Çarşamba günü oğlum aradı ablası oğlum ve ben birbirimizin sesini duyduk ve sanki yeniden doğduk.
* * * * *
Yollar kurtarma çalışmaları nedeniyle kapalıydı.
13 Gün sonra gördüğümüz manzara ve koku korkunçtu...
15 gün önceki o güzelim Adapazarından eser yoktu.
15 gün önce ailesiyle mutlu yaşayan insanlar onları kaybetmenin derin aılarını ve yaralarını taşıyordu.
15 gün önce milyarder olan insanlar 2 ekmek için
saatlerce o sıcakta kuyrukta bekliyordu.
* * * * *
Oğlumun yanına ulaştığımızda bambaşka bir Serhan' la
karşılaştım .
Gözleri dolu doluydu, o neşeli yavrumdan eser yoktu.
Asker olduğu için ilk kurtarma çalışmalarına onlar gitmişti
Çok yaralı ölü çıkarmış, çok bebekler kucağında ölmüş,
çok kol bacak kesmek zorunda kalmıştı.
Daha fazlasını anlatmak istemiyorum...
Aradan 9 yıl geçmesine rağmen hala toparlanamadı.
Şimdi oğlum uyurken odasına bile girmiyorum
hala en ufak bir titreşimde yatağından fırlıyor.
* * * * *
Hiçbirimiz unutamadık unutmayacağız.
Allahım bir daha gösterme ne olur...
17 Ağustos gecesi her şey 45 saniyeye sığdı.
Zamanın durduğu,
saatlerin akrep ve yelkovanlarının donduğu45 saniye geride kaldığında,
gecenin karanlığı yüzyılın felaketinin siluetlerini taşıyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yaşanan acının
ve depremin yıkıcı gücünün akıl almaz boyutları ortaya çıktı.
Deprem bölgesine ilk koşanlar,
yaşananlara tanıklık edenler ise gazeteciler oldu.
Objektifler, kameralar enkazları taradı, anaların,
çocukların gözyaşlarını tüm dünyaya aktardı,
yardımların dağıtımında yaşanan aksaklıkları ortaya çıkardı.

O günlerin fotoğraf karelerine sığmayan acıları
bundan sonrası için birer ibret belgesi olarak önümüzde duruyor. Depremde yitirdiğimiz canların,
sönen ocakların sadece alın yazısı olmadığını biliyoruz.
İlgisizliğin, başıboşluğun faturasını o 45 saniyenin sonunda
Türk halkının ödediğini unutmayacağız.
Ve unutturmayacağız...
17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde
yaşamlarını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...

Fotoğraflar ve alttaki yazılar alıntıdır.
.
.

4 yorum:

hamdivehusnucan dedi ki...

dilerim birdaha böyle büyük acıyı yaşamayız.sen çok dua ettim demişsinya birşey için çok fazla istememek lazımmış demekki .çocugunu sana bagışlamış yüce yaradandilerim bu acıları istanbulda yaşamayız.sevgiler.

Adsız dedi ki...

gerçekden alah böyle acılar yaşatmasın bende görvdeydim seniçok iyi anlıyorum dostum tümn ölenlere alahadan rahmet dileim bende

ALi dedi ki...

inşallah bir daha böyle bir acı yaşamamamız dileğiyle

mavianne dedi ki...

merhabalar ben de seni özledim
yeni döndüm fırsat bulamadım
17 ağustos çokkk acı
ben de arkadaşımı kaybettim
Allahtan rahmet diliyorum tüm gidenlere...