20 Ağustos 2008 Çarşamba

Bir çıkmaz sokakta...

.
Ne kadar dönüp dolaşsam, yine de
Hep o çıkmaz sokaktayım çaresiz
Bir umut kırıntısı gözlerimde
Yürüyorum durmadan, dalgın, sessiz
.
Sokak o sokak, bense ben değilim
Sanki bin yıllar geçmiş aradan
Boşlukta bir şeyler arıyor elim
Belki de mahşere dek bulunmayan
.
Yitirdiğim neydi, aradığım ne
Çöken ne yüreğime kurşun gibi
Tanrım! ben mi değiştim söylesene
Yoksa bende zamanlar mı eskidi
.
Bir yerlere varmadan, nasıl böyle
Hiç durmadan akıp gidiyor günler
Yaşam diye verdiğin bu mu söyle
O mu sırtıma sapladığın hançer
.
Bir çıkmaz sokağın sonunda, işte
Suskun ve tek başına seninleyim
Fanilikten ölmezliğe geçişte
Bilmiyorum, söyle bana, ben neyim
.
Sevdimse; verdiğin yürekle sevdim
Sen açtın bu ufku karşımda sonsuz
Yürüdüm bir yolun sonuna geldim
Yıkık, üzgün ve paramparça onsuz
.
Ölüm buysa, Tanrım buysa yaşamak
Sil alnımdan yazdığın bu yazgıyı
Ya bir yere çıksın artık bu sokak ,
Ya da öldür içimdeki Tanrıyı!..
.
.

19 Ağustos 2008 Salı

Ben seni sevdimmi?...

.
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
.
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
.
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
.
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
.
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni?
.
Ümit Yaşar Oğuzcan
.
Fotoğraf: Fotokritik
Kerem Ardıçlı
.
.

ATA' mıza dil uzatanlara.....

Neyzen Tevfik' ten
.

Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa neden türban sorarsın?
Rakı, şarap içiyorsam sana ne?
Yoksa sana bir zararı, içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.
Esir iken mümkün mudur ibadet
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et:
Senin gibi dür...lerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet.
İşgaldeki hali sakin unutma
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.
.
Neyzen Tevfik
.
(1879-1953)...
.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Bu şarkılarda olmasa...

TARKAN
.
Başka bir şarkı ararken tesadüfen Tarkan'ın
en sevdiğim şarkısını buldum...
Sizlerle bir iki gün paylaşayım istedim.
.
.

17 Ağustos 2008 Pazar

Acımız hiç dinmeyecek

17 Ağustos 1999
Bir daha gösterme Tanrım...
.
Oğlum 79/2 tertip olarak vatani görevinin
acemiliğini Erzincan'da yaptı.
Ustalığını İstanbul'a yakın biryerlerde
yapması için çok dua ettim.
Dualarım kabul oldu ve Adapazarına çıktı ustalığı.
Onbeş günde bir trene atladığım gibi
yanına gidiyordum.
Oğluma ve asker arkadaşlarına
güzel yemekler götürüyor, çamaşırlarını eve
getirip yıkıyor, birdaha gidişimde
tertemiz götürüyordum.
Oğlumun sayesinde birsürü oğlum
daha olmuştu, herşey çok güzel gidiyordu.
* * * * *
16 Ağustos pazar günüydü...
Ogün kızımın bir arkadaşının arabasıyla gittik.
Komutanından izin alıp onu Karasu'ya denize götürdük.
O kadar sıcaktı ki kumlara terlikle bile basılamıyordu.
Deniz rengi bile farklıydı, kirli sarı bir renkteydi.
Suyun sıcaklığıda sanki kaynatılmış gibiydi.
Küçük küçük kefal balığı yavruları
suyun üzerinde sanki kaçarcasına sıçrıyordu.
Herkes eline ne geçirdiyse balıkları yakalama derdindeydiler
Hemen yanımızda kumlarda oturan
oldukça yaşlı bir teyze;
"Allah hayıra getirsin kızım, ben çok uzun yıllar öncede
bu durumu yaşamıştım" dedi.
İşte o anda insanın çok kötü bir deprem olacağına
inanası gelmiyor.
Birkaç saat sonra toparlandık,
oğlumu asker ocağına bıraktık ve İstanbul'a döndük.
Kızımla akşam yemeğimizi yedikten sonra ben her akşam olduğu gibi bisikletimi alıp sahile gittim.
Kendime bir çay alıp banklardan birine oturdum.
Her akşam orada oturur Kınalı adanın çakarını seyrederdim
16 Ağustos akşamıda dün akşamki gibi muhteşem
bir dolunay vardı.
Ama bu sefer bir gariplik vardı, sanki denizin üzerinde
bir buhar tabakası oluşmuştu ve garip bir
bakalit kokusu geliyordu.
Sanki çaydanlık sapı yanmış gibi...
Ve gece saat 10 olmasına rağmen kargalar ve serçeler
sürekli ötüşüyor dallarda pır pır ediyorlardı..
Birden içimi garip bir sıkıntı kapladı,
sanki evde kötü bişey olmuş yada olacakmış gibi...
Çayımı yarım bıraktım ve eve döndüm.
Döndüğümde kızım ağlıyordu.
Bir sibirya kurdu 3 küçük yavrusu ve
3 kaniş köpeğimiz vardı.
Ben evden çıkınca hepsi bir ağızdan ulumaya başlamışlar.
Oysa her akşam çıkardım dışarı hiç öyle yapmazlardı.
Apartman sakinleri yöneticiye şikayet etmiş,
yöneticide gelip kızıma bağırıp çağırmış.
Ben eve geldikten sonrada biraz uludular, oyalamaya susturmaya çalıştım.
Herzaman üçlü koltukta yarularıyla oturan sibiryalı
yavrularını koltuğun altına taşıdı.
Kanişlerde diğer koltukların altına girdiler.
Nerden bileyim ..
Onlara kızdığım için öyle yapıyorlar zannettim.
Çok sıcak olduğu için gece 2 gibi yatabildik.
Bir süre sonra sarsıntıyla uyandım, önce yatağımda
köpekler kaşınıyorda sallanıyor zannettim,
biraz doğrulup baktım köpekler yanımda değildi...
İşte o zaman anladım :(
o sallantıya rağmen kızımın odasına koştum
o da telaşla giyinme çabasındaydı.
Oyüzden hep derim ki hava ne kadar sıcak olursa olsun
sakın çıplak yatmayın, üzerinize paçalı birşeyler giyin.
Kızıma korkmamasını söyledim
Ama o arada yeraltında çok korkunç uğultu geliyordu
korkmamak mümkün değildi.
Hemen elimize büyük birer spor çanta alıp
yavru köpeklerimizi ve kanişlerimizi topladık.
Kediler zaten çoktan dışarı çıkıp ağaçlardaki yerlerini almışlardı...
Biz toparlanıp dışarı çıkana kadar yarım saat geçmişti
Komşular bırakın çıkın diye avaz avaz bağırıyorlardı.
Komşularımızdan biri arabanın radyosunu açtı,
ve deprem merkezi İzmit, Adapazarı dediğinde
benim dünyam durdu :(
Telefonlar kitlenmişti, çarşamba gününe kadar
hiç haber alamadan bir noktaya gözümü dikip transa geçtim
Çarşamba günü oğlum aradı ablası oğlum ve ben birbirimizin sesini duyduk ve sanki yeniden doğduk.
* * * * *
Yollar kurtarma çalışmaları nedeniyle kapalıydı.
13 Gün sonra gördüğümüz manzara ve koku korkunçtu...
15 gün önceki o güzelim Adapazarından eser yoktu.
15 gün önce ailesiyle mutlu yaşayan insanlar onları kaybetmenin derin aılarını ve yaralarını taşıyordu.
15 gün önce milyarder olan insanlar 2 ekmek için
saatlerce o sıcakta kuyrukta bekliyordu.
* * * * *
Oğlumun yanına ulaştığımızda bambaşka bir Serhan' la
karşılaştım .
Gözleri dolu doluydu, o neşeli yavrumdan eser yoktu.
Asker olduğu için ilk kurtarma çalışmalarına onlar gitmişti
Çok yaralı ölü çıkarmış, çok bebekler kucağında ölmüş,
çok kol bacak kesmek zorunda kalmıştı.
Daha fazlasını anlatmak istemiyorum...
Aradan 9 yıl geçmesine rağmen hala toparlanamadı.
Şimdi oğlum uyurken odasına bile girmiyorum
hala en ufak bir titreşimde yatağından fırlıyor.
* * * * *
Hiçbirimiz unutamadık unutmayacağız.
Allahım bir daha gösterme ne olur...
17 Ağustos gecesi her şey 45 saniyeye sığdı.
Zamanın durduğu,
saatlerin akrep ve yelkovanlarının donduğu45 saniye geride kaldığında,
gecenin karanlığı yüzyılın felaketinin siluetlerini taşıyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yaşanan acının
ve depremin yıkıcı gücünün akıl almaz boyutları ortaya çıktı.
Deprem bölgesine ilk koşanlar,
yaşananlara tanıklık edenler ise gazeteciler oldu.
Objektifler, kameralar enkazları taradı, anaların,
çocukların gözyaşlarını tüm dünyaya aktardı,
yardımların dağıtımında yaşanan aksaklıkları ortaya çıkardı.

O günlerin fotoğraf karelerine sığmayan acıları
bundan sonrası için birer ibret belgesi olarak önümüzde duruyor. Depremde yitirdiğimiz canların,
sönen ocakların sadece alın yazısı olmadığını biliyoruz.
İlgisizliğin, başıboşluğun faturasını o 45 saniyenin sonunda
Türk halkının ödediğini unutmayacağız.
Ve unutturmayacağız...
17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde
yaşamlarını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...

Fotoğraflar ve alttaki yazılar alıntıdır.
.
.

15 Ağustos 2008 Cuma

Berat Kandili...

Tüm İslam aleminin
Berat kandilini kutlar,
hayırlara vesile olmasını dilerim...
.
* * * * *
.
Adettendir diye İslam alemi diyoruz.
Aslında ben bu hayırlı gecede ;
Başta sağlık olmak üzere
Tüm (İnsanlık) alemine
barış, sevgi, huzur.
bereket ve mutluluklar
diliyorum
.
Afet
.

Ayrılıkta sevdaya dahil..


I
Açılmış sarmaşık gülleri
Kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvalanmış İçimde keder
Uzak bir telefonda ağlayan
Yağmurlu genç kadın
II
Rüzgâr
Uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor
Dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerinde vücudumun
Ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hissettiğim an
Demirler eriyor hırsımdan
III
Ay ışığına batmış
Karabiber ağaçları
Gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
Yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Çünkü ayrılık da sevdâya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte
Her şey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişleyen
Yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sâhili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdâya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
IV
Yalnızlık
Hızla alçalan bulutlar
Karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert
Bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yalnızlık
Çakmak taşı gibi sert
Elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir
Fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele
Elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu
Parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı
Kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu
Tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu
Ölü bir gezegenin Soğuk tenhalığına Benzemesin diye
Özgürlük mutlaka paylaşılacak
Suç ortağı bir sevgiliyle
V
Sanmıştık ki ikimiz
Yeryüzünde ancak
Birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki
Tek kişilik bir yalnızlığa bile
Rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız
Her an düşüp düşüp
Kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da
Hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
Hâlâ kıpkızıl gülümseyen
Sanki ateşten bir tebessüm
Zehir zemberek aşkımız
.
Atilla İlhan
.