Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

29 Eylül 2008 Pazartesi

Nerdeee "o" eski bayramlar?...

Tüm dostlarımın şeker bayramı kutlu olsun
sevgiler, Afet
.
Tablo:Ann Hardy
.

26 Eylül 2008 Cuma

Anne kediden sevgiler....

Tüm arkadaşlarımın mubarek Kadir gecesini kutluyor,
hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum..
* * * * *
.
.
Arkadaşlar elde olmayan nedenlerden dolayı
internetim kesildi,
dilerim kısa sürede yeniden açılır ve sizlere kavuşurum.
Şu an int cafedeyim, hepinizi çoook seviyorum.
Beni merak etmeyin diye geldim...
.
Afet
.
.

21 Eylül 2008 Pazar

Bana gözyaşı borcun var.....

Adam genç kadına seslendi:- bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu:- nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı;- haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın.
Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp,
yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine;- bana mutluluk borcun var!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam- haydi yat dizlerime!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret ,
hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sıra sıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice
.Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
— bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı- haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi;- bana can borcun var!
Kadın irkildi;- can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının
- peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı;- yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
Kadının titreyen dudaklarına.
— bu ne şimdi yaptığın? Diyerek çattı kaslarını kadın...
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi.
Kekeledi;- hayat öpücüğüydü!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı...
Adam, şaşırdı;- ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi;- veda öpücüğü!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
Ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
— ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı:
- merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi:- güneşe, suya gerek yok.
Gülümse yeter! Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- umutlarımı kefil yaptım.
Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...
Alıntı
.
.

Yepyeni bir sobeee....

Değerli blogcu arkadaşlarımızdan Denizcikaptan
beni sobelemiş.
Soruları cevaplamadan önce hepinize sağlıklı,
mutlu ve gönlüzün dilediği güzelikte bir
pazar günü diliyorum.
1- Yaşam felsefem: Sana taş atana sen ekmek at...
.
2, İnsan: Eğitilmesi en güç olan canlı
.
3- Hayat: Boşuna harcadığım zaman...
.
4- Çocukluk: Muhteşemdi
.
5- Güneş: İçimi ısıtan renk cümbüşü
.
6- Gözler: Sözlerin aynası
.
7- Yıldızlar: Kırmızı şarap
.
8- Güzellik: Hayvanlar (doğanın başyapıtları)
.
9- Aşk: Koca bi yalan...
.
10- Müzik: Olmazsa yaşayamam
.
11- Sanat: Ruhtaki güzelliklerin bedenden dışa vurumu
.
12- Dost: Tükendiğinizde bile hala yanınızda olan?
.
13- Para: Önce sağlık derler ama onsuz sağlıkta olmuyor :(
.
14- Bilgisayar: Bedenimin bir parçası...
.
15- Din: Kendi doğrularım, vicdan muhasebem.
.
16- Zaman: Çok çabuk geçti
.
17- Erkekler: Tatlı dille hepsi birer uysal kedidir
.
18- Kadınlar: Şeytanlık doğalarında vardır
.
19- Savaş: Konuşarak uzlaşmaktan yanayım
.
20- Ağlamak: Son günlerde gözüme kaçan çöpler...
.
21- Deniz:Her sabah yosun kokusunu martıların sesini duymalıyım
.
22- Doğa: Orman, deniz, dolunay ve hayvanlar
.
23- Hırs: Bende olmayan tek duygu
.
24- Ayna: Hiç yalan söylemeyen gerçek dost
.
25- Rüya: Keşke 30 yıl öncesine uyansam
.
26- Hayaller: Artık hepsinden vazgeçtim
.
27- Özgürlük: Uğruna gençliğimi verdim
.
28- Futbol: Bir yuvarlağın peşinde koşan, itişip kakışan insanlar :)
Milli maçları ve beşiktaşın maçlarını hiç kaçırmam.
Fenerbahçe lisesinde okumama rağmen
doğuştan Beşiktaşlıyım.

Yağlıboya tablolar: Kedikızıma aittir.
http://www.axikedi.blogcu.com/
.
.
şimdi bende büyük bir zevkle;
.
http://www.antartika.blogcu.com/
.
http://www.mavianne.blogspot.com/
.

http://www.siyamkedisi.blogcu.com/

.
Arkadaşlarımı sobeliyor, kolay gelsin diyorum.
.
.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Herşey için çok geç olabilir...

........ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti...
Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz
bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti.
Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı.
Bitmeli dedi içinden,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.’
Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı.
Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu.
Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi;
’Bulutlar bizim yasayacaklarımızı biliyor.
onlar bile ağlıyor halimize...
’ BULUŞMA VAKTI...
Artık Kadıköy iskelesindeydi.
Birkaç dakikalık beklemeden sonra
karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü.
Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı.
Beşiktaş’a geçtiler.
Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar.
Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti.
Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını...
Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de oturdular.
Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. ’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu.
Genç ad*** gözlerini kaçırarak ’Evet’ dedi.
Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek
’Söylesene, ne diye bekliyorsun’ dedi.
Genç adam içini çektikten sonra
’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’ diye sordu.
Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi.
Genç adam söze başladı...
’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp
senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim.
Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi.
Özür dileyip telefonu kapatmıştım.
Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin.
Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde
arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş,
Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne
’İşim yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin.
Hatırladın mı?’’
DUYGUSALLIĞI SEVMEM...
Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum.
Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’
diye yanıtladı.
Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin.
Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece
hasta bakici, hemşire falan olamazsın.
’ Genç adam devam etti...
’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin?
Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.
Duygusallığı sevmeyebilirsin.
Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun.
Halbuki ben senin tam tersine
kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum.
Seni tanıdığımdan beri her sabah, her aks*** her gece
yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun?
Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.
’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?
’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden.
Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. ’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum.
Olamazsın da...
BİZ AYRILMALIYIZ.
Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’
Genç kız şaşırmıştı, ’Neden ama?
Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.
’ Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi.
Genç kızın gözleri yaşarmıştı.
Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı,
genç kız gözyaşlarını silerek ’Sen bilirsin,
umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi.
Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün,
senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da
olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi.
Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada
Artık iki yabancıydılar.
Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra
Genç kız, ’Kalkalım istersen’ dedi.
Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum,
istersen sen kalkabilirsin’ diye yanıtladı.
Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’
diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu.
Genç ad*** ’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi
ve birbirlerine son kez sarıldılar.
’BEN DOĞRU YAPTIM...
" Genç adam doğru yaptığına inanıyordu.
Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi.
Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu.
Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı.
Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı.
Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı.
Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı,
mesaj ve 10 cevapsız arama vardı.
Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini.
Aramalar ve mesaj sevgilisindendi.
Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu:
.
SADECE ONLARI SEVMEYİ SEVDİM,
HEPSİNİ ONLARSIZ YAŞADIM DA,
BİR SENİ SENSİZ YAŞAYAMIYORUM,
BU AŞKI TEK KALPTE TAŞIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM,
BIR TEK SENİ SEVDİM,
VE SENİ SEVEREK ÖLECEĞİM,
ELVEDA BİRTANEM...
.
Genç adam şaşırmıştı.
Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu
ve üstelik sabahın besinde yazmıştı.
Heyecanla onu aradı,
telefonu Yabancı bir ses açtı.
Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi.
Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de...
’Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti.
Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu.
Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim.
Yavrum kendini asmıştı....
.
’ YIĞILIP KALDI...
Genç adam beyninden vurulmuşa döndü.
Bir gün önceki mide ağrısının İki katını çekiyordu simdi.
Olduğu yerde yığılıp kaldı...
.
Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede.
Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu?
Üç ay önce getirdiler.
Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş.
O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış.
Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor.
Geçenlerde merak ettim.
O uyurken gönderdiği numarayı aradım.
Numara 3 ay önce iptal edilmiş.
Gelen mesajlarda bir şiir var.
Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım
Kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş...
.

"ÇEVRENIZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSETTİĞİ
YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜN DEN O KADAR EMİN OLMAYIN,
BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE
NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE
HERSEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR..."
.
Alıntı
.
.

19 Eylül 2008 Cuma

Denizyıldızı...



DENİZ YILDIZI
.
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar,
sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını,
okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder.
Genç adama yaklaşır:
- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler.
Yazar sorar;
- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.
Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır,
okyanusa fırlatır.
- Onun için fark etti ama...
.
.

Penisilin...



DOSTLUK

.

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı.

Fleming'di adı.
Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur. ‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı.

Onu ne mi kurtardı? Penisilin!

Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.

Oglunun adi: Sir Winston Churchill.

Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

.

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

Hiçbir şey beklemeden verin.

Karşılığı nasıl olsa gelecektir.

.

Tablo: Mıchalangelo


.


Alıntı


.

Sen beni hiç sevmedin ki...

ben seni düş mağaralarımdan
iğne uclarıyla,
kilim nakışlarıma işledim.
karanlık gecelerin sağanaklarında
çakan şimşeklerde,
yıldırım diye bekledim!
sen beni hiç sevmedin ki.
sabah, kuş cıvıltıları,
ezan sesiyle
ilk selavatta seni diledim.
gün ışıyıp,kepenkler açılınca
ilk bereket sen olursun diye,
seni bekledim!
sen beni hiç sevmedin ki.
ne yüzünü gördüm,
ne elinden tuttum,
ne kokunu duydum,
ne dudağından öptüm,
ne bağrına yattım,
ne göğsüne dokundum...
ve nedensizce ben seni çok sevdim...
.
SEN BENİ HİÇ SEVMEDİN Kİ...
.

Kemal Eyüboğlu
.
.

Alıntı
.
.

17 Eylül 2008 Çarşamba

İstik(b)al Marşı...


Çok uzun zamandır yayımlamak istiyordum,
şimdi tam zamanı değilmi?
Bu zeki adama şapka çıkartılır ..Türkiye’yi Güldüren Adam’ ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın İstiklal Marşı’ndan esinlenerek yazdığı bir şiir, şu sıralarda elden ele dolaşıyor. Cem Yılmaz, bu şiirinde Türkiye’nin sorunlarını da ele alarak ülkemiz gerçekleri hakkında inanılmaz tespitler yapmış! İşte Cem Yılmaz’ın Türkiye’nin durumuna mizahi ve bir o kadar da entelektüel bakış açısıyla yazmış olduğu şiir;

İSTİKBAL MARŞI
.
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika’da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
.
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
.
Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
.
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
‘Avrupa Birliği’ denen tekdişi kalmış canavar!
.
Arkadaş, Meclis’e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
.
Yaktığın yerleri ‘orman’ diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
.
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo’yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis’ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
.
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
.
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
.
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır ‘garip yaşamış vatandaş’ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
.
Cem YILMAZ
.
.
Şiir ve resimler alıntıdır
.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Bir dokun yüreğime...Belki diner bu sızı...

Büyümek seni özlemekmiydi ?..
.

Bütün söylemek istediklerim sıralandılar şimdi tek tek karşıma ….
Her defa dilimin ucuna gelipte sustuğum zamanlar….
Geride bıraktığım ve asla tekrarı olmayan …..
neler demek istedim bir bilsen ….
yaklaştığımdan mı biraz sonlara
yoksa daha fazla düşündüğümden mi bilmiyorum ….
kaybettiklerimi tartıyor bu gece terazi….
Bizden alınanları düşüyorum ….
İstemeden ördüğümüz duvarlar geliyor gözümün önüne….
neden demeyi sorgulamaktan yoruldum beklide…..
keşke becerebilseydim bende geçmişin üzerini perdelemeyi….
Sanma kızgınlığım var ….
Kabullendim bazı şeylerin ağır bedellerini ödemeyi…
bugünlerde biraz daha fazla seviyorum seni….
Gücünün sıcaklığına en çok ihtiyaç duyduğum zamanlar kayıyor üzerimden….
ve hayat sormuyor bana istediklerimi sen gibi…
.sunmuyor bana gümüş tepside yaşadıklarımı…
aslında biliyor musun daha iyi anlıyorum seni….
Yapmak istediklerin ama sınır dışı edilmiş hayallerini…
kurbandı lazım belki de gelecek için
ve sana da sorduklarını sanmıyorum seçimleri….
Yanındayım birkaç gün ….özlemişim bende sen gibi….
Ne çok isterdim zamanı eskisi gibi seninle tüketmeyi….
Çok belli etmezdin de sevgini; bir bakınşın anlatırdı sevdiğini…..
tek erkektin hayatıma giren ve hala hayatımın tek erkeği….
Güçlüydün ve her şeye karşı durmanı severdim en çok ….
Ağlarken hiç görmemiştim seni….
Bazen kırılırda bir parçam ıslanırsa yüzümün çehresi,
istemezdim öyle görmeni……
hep güçlü olduğumu bilmeni istediğim gibi …..
Sorsalardı ister misin diye bu günleri_?
kabul eder miydim ,bilmiyorum ….
Bekleme salonu suskunluğunda
bir karanlığın içinden yazıyorum cümlelerimi…..
isterdim şimdi eski günlerin neşesini, uzun akşamlarımızı…..
olmadık şeylere güldüğümdeki kızışlarını……
Neye üzülüyorum biliyor musun ?
hiç zıplayamadığım için kucağında….
Ya da ne biliyim …
artık boynuna atlayamadığım için biraz da….
kiraz ağacağından indirdiğin günleri özlediğim için bu suskunlar…..
çok özledim seni baba….
Sarı saçlarımla dizinde uykuya dalmak bu kadar uzak mı küçük kızına….
ben hala senin küçük kızın değil miyim baba?
Küçükken ne çok isterdim oysa büyümeyi…..
böyle öğretmemişti öğretmenim …..
bu olmamalı …..
söyle babacım …
Büyümek seni özlemek miydi ?..
.
Yazı ve fotoğraf alıntıdır.
.
.

14 Eylül 2008 Pazar

"İçtenliğin" yada " Dünya görüşünün" kirletmediği...



Mırıldandıklarım
.
Kırdın mı incittin mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı;
cila geçmeli ahşaplarıma ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını,
yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey!..
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" ya da "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim
ve dileğim senin ve benim,
yani bizim için...
.
Murathan Mungan
.
.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Offf yine Kangal aşkım kabardı...

Kangl aşkı hiçbirşeye benzemez...
Birçok hayvan beslersiniz, kedi, köpek,
kuş, balık vs..
Ama bir kez kangal sahibi olmaya görün;
Yine tüm hayvanları seversiniz,
( aynı benim gibi )
Fakat kangal aşkı
yüreğinizde öyle bir yere oturmuşturki,
Birdaha onun sevgisinin yerini hiçbirşey tutamaz.
Bana göre yüreğinizle sevdiğiniz bir Kangal
en iyi, en sadık dosttan daha dosttur insana...
İşte bu üstteki fotoğraf ta uzun yıllardır
hayalini kurduğum ortam.
Bir parça toprak, ağaçlar, çimenler,
minicik bir ev, doğal ortam ve Kangallar.
Her ne kadar artık ne yaşım, ne sağlığım nede
durumum imkansız olsada DÜŞ işte :(
İşte yaşım genç olsa düşleyeceğim işim bu olurdu
Muhteşem bir çiftlik değilmi?..
Değil hayalini kurmak; çok yakınımda olmasına
rağmen orayı ziyarete bile gidemedim.
Off neyse çenem düştü yine :)
Bloğu bırakma, yaz diyordunuz, bende en sevdiğim
konuyu yazdım işte...
.
Afet
.
Fotoğraflar: www.kangalturk.com dan alıntıdır.
.
.

9 Eylül 2008 Salı

YORULDUM

Bir süre mola, herkese sevgiler
Afet
.
Fotoğraf : Fotokritik
Sanatçı: Zeze5
.
.

Zamanı beklemekle tükettim...

Sen benim, bende senin sebebinim
.
Hasretle vuslat arası yaklaştıkça bir birine

Aşkın yükü iyice ağırlaşır omuzlarında

Bir yudum çayda bir nefes sigarada tat kalmaz sanki

Soluduğun hava yeter ciğelerine

Esen rüzgarda, kayan yıldızda, denize sevdalı bir martıda

Huzuru ararsın!

Bilmez unutmuştur belki şaşkın yüreğim

Denizin sevdalısının çığlıklarını esen rüzgarı

Kayan yıldızıda alıp rüyalarıma attiğını

Bilmez yüreğin unutulmazlığını

Duymadığın duamsın göklere uzanan ellerimsin

Günün ilk ışıklarından gece çıkan yakamoza kadar

Uynaıkken bile rüyam sen benim sebebimsin

Saatin takıldığı' zamanın kitlendiği an

Hasretle vuslat arsındaki yokluğundur

Yürğimdeki yokluğun göz kapaklarıma demirleyince

Başlar savaşım uykularım kaçar yokluğunda

Anlatmam gösteremem sana bendeki seni

Bazen umutlarım tükenir vuslat yerini hasret üstlenir

Bitmez gelir bu ayrılık tükenen bekleyişlere

Bu neyin mücadelesi sebepsiz bir direniş yıkar hayellerimi

Ben kendimi sana adamisim sen gibi

Bimesem sendeki deyerimi

Yasama gücümü coktan kaybetmiştim

Sen benim bende senin sebebinim!..

.


Şair: Ufuk Bakırcı

.

Fotoğraf :Fotokritik

Sanatçı: Gazeteci Hilmi

.

.

Yine kirpiklerimde tuz var...

Sabah oluyor,
bir gün daha ağır hasteretinin üstüne...
benim gözlerim yine uzaklara dalgın,
yine kirpiklerimde tuz var...
tırnaklarım avuçlarıma kan oturmuş,
öfkeliyim,susuyorum ağlarken...
aşka dair şarkılar çalmasın artık,
acıtmasın yüreğimi...
yoruldum her şarkıda seni düşünmekten,
seni bulmaktan,seni özlemekten...
derin nefesler çekiyorum içime,
senin hasterini içime çeker gibi...
soluyamıyorum geriye,içimde kal diye...
ne vardı bukadar sevecek,yada ölesiye güvenecek...
akşmı güldürmüşki,
yada ne kadar olmuşki ömrü mutluluğun...
gözlerimdeki ışıltıyı yitirdim,
yaşama sevincimi,umutlarımı,
sitemlerimi,beklentilerimi yitirdim...
kendimi yitirdim sensizlikte...
her sabah yeni bir role hazırlanıyorum,
sahneye çıkacakmışım gibi...
bana en yakışan rengi giyorum mavi..
gülümsüyorum...
kıyametler kopuyor içimde...
barış zamanında yaşadım en büyük harpleri...
fırtınalarda kaç gemi batırdım...
aşıklara bakmıyorum artık,
içimde bişiler kopuyor sanki...
yorumlayamadığım rengarenk bir tabloya
bakar gibi oluyorum...
bu mutluluk resimleri gerçekmi??
hepsi sahtemi...
inanmıyorum artık,inanamıyorum.
yaşadığım sürece gerçekti...
oysa şimdi...
gece olunca kaldır başını bak gökyüzüne..
kaç bakışım kaldı orda,
yada kaç sabah doğan düneşe dokundum sen diye...
ben seni oralarda aradım...
her zaman bulabileceğimi
ama asla seni göremeyeceğim yerlerde..
sensizlik böyle bişi işte...
ben tükeniyorum,hasretler çoğaldıkça...
.
Dizeler Alıntıdır
Kaynağını bulamadım.
.
Fotoğraf : Fotokritik
Sanatçı: Deyf
.
.