Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

31 Ocak 2009 Cumartesi

Zerdali'min sobesi....

Sevgili Zerdalim beni mimlemiş
İşte cavaplarım:
1 - Yaptığım 4 iş: Takı ve deri tasarım,örgü dikiş. tattoo
2- En çok izlediğim filmler Gerilim, korku, macera ve çizgi film
3 - Yaşadığım 4 yer: İstanbul, Didim , Bodrum
4 - İzlediğim 4 program: Haberler, arena, gece sesleri, milli maçlar
5 - Tatil için gittiğim 4 yer: Uludağ, Bodrum, Didim, Kastro
6 - En sevdiüim 4 yemek: bamya, yaprak sarma, çiğköfte, piyaz
7 - Olmak istediğim 4 yer: Evim, biyer daha vardı vazgeçtim
8 - Bir yağmur damlası olsam nereye düşmek isterdim:
Ben zaten bir yağmur damlasıyım, artık sadece yüreğime düşüyorum.
Şimdi gelelelim sobenin en zor yerine:
.
.
arkadaşlarımızı sobeliyorum.
Hadi hepinize kolay gelsin
Sevgiler
Afet
.
.



Evimi özledim...Dalgaların sesini.......


*DENİZ FENERİ*
.
Issız bir adada
Yalnız bir deniz feneri
Okyanusun ortasında
Bir yanar,bir söner.

Gelmese de günlerce hiç bir gemi
Gelir de göremem diye
Rahat etmez yüreği
Bir yanar,bir söner.

Bir ışık gönderir uzaklara
Tek başına ve dimdik
Göz kırpar karanlığa
Bir yanar,bir söner.

İşte o deniz feneri bana benzer
Kimseler görmese de
Bir geminin aşkı ile
Bir yanar,bir söner.

Alaaddin Külcüoğlu
.
.

30 Ocak 2009 Cuma

Dostluk ipi...


Bu öykü bana çok sevdiğim bir arkadaşım tarafından geldi
.
Teşekkürler AYŞEMİNOOO'm

Genç adam iyi bir terziymiş.

Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış.

sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış.

Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş

çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası.

Günler boyu iş aramış ama bulamamış.

Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca,

bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini.

Mevsim kış, hava ayaz olsa da

genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş.

Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında.

Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken,

kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma.

Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,

Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.

Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar,

birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş.

Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle.

Birden siniri geçiveren ihtiyar, "Zavallı adamcağız kimbilir nasıl üşüyordur,

ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.

Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş.

O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun

sahibine hiç de yakışmadığını

ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş.

Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp, "Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun.

İstersen paltomu sana verebilirim" deyince

"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum.

Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.

Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış.

Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine

bir türlü yakıştıramıyormuş.

"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?"

diye soran yaşlı adam, "Ben terziyim" yanıtını alınca

"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın"

diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.

Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş.

Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam,

terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş.

Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş.

Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla

deliler gibi çalışmaya başlamış.

Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor,

onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.

Küçük dükkan önce kocaman bir modaevine dönüşmüş,

sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış.

Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş.

Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş

ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış.

Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış,

kalp krizi geçiriyormuş.

Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış.

Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş.

Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış,

bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş.

Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken

bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.

Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki

sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş.

Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış.

Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış

ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış.

Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen

nerede hata yaptığını sormak için.

Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş

ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.

Ve başlamış anlatmaya:

*

Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış.

Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış.

Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş.

O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince,

çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

Ağacların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş.

Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş.

Bülbül ona "Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki

eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak,

sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.

Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış.

Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor

ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş.

Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler.

Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken,

bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu.

Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş.

Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi,

onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan.

Gösteri başladığında ise

eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine

sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış.

İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış.

ben senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün,

büyüde o yüzden bozuldu.

.

Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın…

" Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş…

.

.

alıntı


Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle...


.
.

29 Ocak 2009 Perşembe

Herşeyin başı sağlık...

Salı günü sintigrafi çekimim vardı
bir aksaklık yüzünden çarşambaya sarktı ve nihayae çekildi.
Üç aşamalı bir çekimdi, verilen ilaçlar ve içilen sularla çekim tam beş saat sürdü.
Cuma günü yetiştirabilirlerse sonucu verecekler.
Onuda yazıp sizlerle paylaşacağım.
Bu arada şiddetli ağrılardan uyuyamadığım için sabaha kadar
internette dolaşıyorum.
Dün gecede bu yazıya rastladım, çok beğendim.
Benimde sayfamda bulunsun, sizlerde okuyun istedim.
.
Sevgiler
.
Afet
.
.


Dostluk, sorumluluktur...



Beni okuyorsanız eğer, buralara kadar ulaştıysanız yani,

sizin de bu ortamda dostluk ve sevgi aradığınızı ya da er geç arayacağınızı düşünüyorum...



Birbirimizi görmeden, tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor..



Gerçek yaşamda önce fizikleriyle, giyim kuşamlarıyla, sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle, zihinleriyle tanışırız insanların..



Oysa burada, sanal ortamda, önce fikirler ve görüşler ön plandadır, birbirimizi zihinlerimizle tanırız, severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de tanımak isteriz, görüşür tanışırız....

Bu büyü bozulmasın diye, dürüst olamadığımız için, tanışmayı istemeyiz.

Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki, bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız, güvenmek isteriz yazılana, dostlarımıza....



Gerçekten o kişi mi... Gerçekten böyle mi düşünür...



O mu gerçekten bizim etkilendiğimiz... Sevgi duyduğumuz...



Yoksa yalan mı bize söyledikleri.... yoksa... yoksa...



En azından, insanları iddia ettiği kadar sevmiyor olabilir mi?



Zaman içinde tanıdıkça kuşkular başlayacaktır...



Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir...



Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil...



Dürüstlük, özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla...



"Özgürlüğünüz, kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda, daha büyücek bir özgürlüğe zincir olur...



" Ne kaybederiz , ne olur boyumuz kısa veya uzun ise, zayıf veya şişman isek....



Sağlığımız yerinde veya değil ise... Eksiklerimiz varsa...



Paramız olsa veya olmasa... Veya o filmi görmemişsek, o şiiri duymamışsak....



Ya da o ülkeye gitmemişsek... Sesimiz güzel değilse...



O konuya yabancı isek.... Söylediğimiz yaşta değilsek...



Manken-fotomodel bir kadın değilsek..



Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa...



Ne fark eder dostluk adına..



Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün her şeyden kaçmaktansa,



dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize...



Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense....



Daha kötüsü, bir başkasının dünyasını yıkmaktansa....



"Tıpkı okyanusun sahilinde durmadan kumdan kaleler yapan ve sonra da bir vuruşta gülerek yıkıveren çocuklar gibi.



Oysa sizler kumdan kaleler yaptıkça okyanus sahile daha çok kum yığmaktadır.



Ve yaptığınız kaleleri yıktıkça okyanus sizlere gülmektedir...



" Kendine mükemmel bir kişilik yaratmak çok kolay..



Zor olan,olduğunu dürüstçe olabilmek.....



En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla....



Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun...



Unutma, uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir...



Kendini zor olsa da, acı olsa da, kabullen...



Çünkü sen biriciksin, çok değerlisin.



Sonradan acısını çekeceğin hayalleri yaratma..



Karşındakine güvenmek istiyorsan, dürüstlük arıyorsan, önce kendini güvenilir kılmalısın.



Bunun da yolu bir; acı da olsa, zor da gelse kendinle tanış ve bize seni sun..



Çünkü biz birbirimizi seviyoruz, klavyenin tuşlarındakini sahte dostu değil,



sadece ve tam da şu halimizle birbirimizi..



.
.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Özlemle anıyoruz...

SAKIZ HANIM ve MAHUR BEY

Çocukluğumun geçtiği o mahallede
Başı boyalı ahşap eski bir evde otururlardı
Sakız Hanımla Mahur bey
Bembeyaz tenli bembeyaz saçlıydı Sakız Hanım
Zaten onun için Sakız Hanım derdik kendisine
Pamuk gibi elleriyle kemençe çalardı
Eşi Mahur Bey önce biraz nazlanır
Sonra oda kanunuyla eşlik ederdi Sakız Hanıma
Beraber meşk ederlerdi
Yaz akşamlarındaAçılırdı perdeler
Yorgun ellerindenDökülürdü nağmeler
İki yıl kadar oluyor
Önce kanun sustu eski evde
Birkaç ay sora da kemençe
Ve başı boyalı ahşap evin perdeleri
Bir daha açılmamak üzere kapandı
Evin satılacağı söylendi bir başka gence
Gittim içeri girdiğimde eski bir koltuğun üzerinde
Boynu bükük bir kanun
Ve kanunun göğsüne yaslanmış mahsun kemençeyi gördüm
Bizi rahatsız etmeyin der gibiydiler
Kıyamadım uzaklaştım
Mahur Bey susunca kapandı perdeler
Sakız Hanımla bitti o hüzünlü nağmeler.
.
.
Ruhun şadolsun sevgili BARIŞ
.
.

23 Ocak 2009 Cuma

Sağlık...

Dün ultrason çekimim vardı
Sonucu hayretler içinde okudum
Sol ingumalde 17x8 mm, 9x5mm
ve sol fermal bölgede 20x9 mm, 15x10 mm,
24x14 mm, 14x8 mm boyutunda
laplar izlenmiştir yazıyor.
Önce çok üzüldüm, daha sonra işi deliliğe vurup
kendi kendime güldüm; anca bir annekedi de bulunur
bu kadar çok yavru...
Şaka bi yana artık korkmaya başladım.
Salı günüde sintigrafi çekilecek
onuda yazacağım.
Bunları niye yazıyorum biliyormusnuz?
En ufak bir sağlık sorununda hemen doktora gidin diye
Benim gibi bana bişey olmaz deyip, ihmal etmeyin diye.
.
Sevgiler
.
Afet
.

Benden hatıralar...

Mor salkım

Kahve tadında
.
.

Ne diyeceğimi bilemiyorum...V A H Ş E T ...

ONLAR BARIŞI BİLİYOR...
.
GEREKSİZ ÖLDÜRMÜYOR....
.
DOĞANIN ŞİFRESİNİ ÇÖZMÜŞ...
.
ONLAR İNSANA ÖĞRETİYOR...
.
AMA İNSAN;HENÜZ ÇOK İLKEL..
.
ÖLDÜRÜYOR,İŞKENCE EDİYOR,
.
YOK EDİYOR,ANLAMIYOR,
.
DÜŞÜNMÜYOR,
.
SADECE YOK EDİYOR...
.
APTALCA BİR YOK EDİŞ..
.
BİTKİYİ, HAYVANI, HAVAYI,
.
HERŞEYİYOK EDİYOR..HIZLA...

Blogları dolaşırken bu sayfaya rastladım
bu aralar moralim çok bozuktu...
çok daha kötü oldum
ağladım, ağladım, ağladım...
İnsanlığımdan utandım :(
Yüreğiniz dayanırsa sizlerde ziyaret edin
Fotoğraflar ve baştaki yazı oraya aittir.
Ellerinizi vicdanlarınıza koyun lütfen.
OY VERİRKEN
Asfaltlanan yolları, parkları, bahçeleri,
imarı olmayan yerlere götürülen hizmetleri düşünürken
o hayvancıklarında oralarda yaşamaya hakkı olduğunu düşünün.
Aslında bizim onlara ihtiyacımız olduğunu düşünün...
.
.

22 Ocak 2009 Perşembe

Benden hatıralar.....

Bahar
Kadife

Hintli

Pembiş

Geçtiğimiz pazartesi günü biopsi neticesi çıktı.
Açıklama kısmında şöyle yazıyor:
Skuamöz hücreli karsinom.
İşte böyle daha fazla bişey yazmak istemiyorum.
Birden sevgili NAZIM'ın bir şiiri geldi aklıma...
.
.
GİDERAYAK İŞLERİM VAR
.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
.
Nazım Hikmet
.
.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Olmazsa olmazım: ŞİİR...



GECENİN KAPILARI
.
Bütün kapılar kapandı, dışardayım
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum
Uykusuzum fena halde, sokaktayım
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum
Fena bir yerimden koptuğum doğru
Kendimden çok fazla yaşamaktayım
Nereye bağlanacak bu işin sonu
Aslında ben kimim meraktayım
Bütün kapılar kapandı, sokaktayım...
.
Attila İlhan
.
.

13 Ocak 2009 Salı

...El emeğim göz nurum...



MUSKA KOLYELERİMDEN BİRİ
Sert dursun diye içine kağıt katladım yerleştirdim.
cevşen sanılmasın
İçinde şöyle yazıyor: fazla merak cildi bozar :)
Olur ya merak ederlerse şimdiden söyleyim.
.
.

Arka sokağımın gülleri...

Üç yıldır bu semtte oturuyorum.Burada herkes hayvan seviyor
Sevmiyenine hiç rastlamadım
O yüzden burayı çok seviyorum
Eğer burada yaşayanlar hayvansever olmasaydı
Bu pisicikler benim evimde olacaktı :)
Her sabah ve akşamüzeri böyle yola dizilip
mama bekliyorlar.
Sabahları benim gibi sevenleri kuru mama veriyor
Akşamlarıysa hiç kimse yemek artıklarını çöpe atmıyor
Bir gazete ğzerine konteynrların yanına bırakıyorlar.
Anneleri Van kedisiydi ve insana yaklaşmıyordu
eve almak için çok uğraştım, başaramadım.
Bu yavrulardan sonraki yavruları dünyaya getirirken ölmüş
Şimdi diyorum; keşke keşke tuzak kurup yakalasaydım.
Eninde sonunda bize alışacaktı
Nesli tükenmekte olan Van kedimizin
sokaklarda ziyan olmasına çok ama çok üzüldüm.
Ve kendimi suçluyorum.
.
.


12 Ocak 2009 Pazartesi

Haftaya Nazım'la başlamak istedim...

MEMLEKETİMİ SEVİYORUM
.
Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.
Memleketim :develer, tren, Ford arabaları
ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızıtoprak.
Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları
ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.
Memleketim :
Ankara ovasında keçiler :
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığırve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir...
.
Nazım Hikmet
.
Tablo: Nazım Hikmet'in kendi eseridir
.
Altını çöpe atıp yüzyıl sonra çıkarsanda yine altındır
zaten yüreğimizde hep itibarı vardır.
.
.

11 Ocak 2009 Pazar

9 Ocak 2009 Cuma

Sizleri o kadar çok özledimkiii...

Selamlar canım dostlarım.
Bana yıllar gibi uzuuun gelen bir süredir sizlerden ayrıyım.
Biliyorsunuz benim ilk bloğumun adı ANNEKEDİ..
Birçok hayvansever dostumun bildiği gibi kediler sevdiklerini
üzmemek adına hastalandıklarında ya da başlarına birtakım olumsuz olaylar geleceğini hissettiklerinde sevdiklerinden uzaklaşır, kuytu biryerlere saklanırlar...
Bana bir süre önce (canım zerdali'm )
http://www.hamdivehusnucan.blogspot.com/ arkadaşım demiştiki; sivilcen çıksa bizleri haberdar edecek, merakta bırakmayacaksın.
İki gün öncede ilk blogcu dostlarımdan çok sevdiğim dünya tatlısı http://www.mavianne.blogspot.com/ arkadaşımız annekedi bloğuma
merakta olduğu mesajını bırakmış.Uzun süredir yaşamakta olduğum sağlık sorunlarım var. En önemlisi ayağımda hızla büyümekte olan bir tümör; bana dünyayı zindan etti.
Dün hastahaneye gittik, nihayet biopsi aldılar, sonucunu 22 ocakta alacakmışım. Evde yalnız kalmayım diye oğlum beni Kedikız'ıma bıraktı. Bu yaşta bakıma muhtaç yatan bir hasta oldum. Artık çift koltuk değneğiyle bile yürüyemiyorum. Allah'ım Kedikız'ımdan razı olsun etrafımda pervane dönüyor. Hayatımda yaptığım tek akıllıca iş oğlumu ve kızımı dünyaya getirmekmiş.
Dün gece parça alınan yerin çok kanaması ve dayanılmaz ağrılarım yüzünden hiç uyuyamadım ve düşündüm...
Bu yaşadıklarımı sizede anlatmalıydım... Zerdalim haklıydı... Bakın benim için maddiyatın hiç önemi yoktur,eğer iyileşebilir ve internetim açılırsa sizlere http://www.yorgunyillar.blogcu.com/ adlı sayfamdan hızla anlatmaya başlayacağım.Şu anda düşünüyorum ki; zaman çok kıymetliymiş. Dilerim hatırımda kalan tüm anılarımı sizinle paylaşmak için yazacak zamanım olur.
Hani derler ya: herşeyin başı sağlık.... hayır değerli dostlar meğer herşeyin başı paraymış.
Üçbuçuk yıldır bu rahatsızlığı çekiyorum ve sonunda ayağım kesilme aşamasına geldi .
Zamanında tedavim yapılsaydı hiç bu durumlara gelmeyecek, şu anda çalışıyor, kazanıyor, ayaklarımın üzerinde dimdik duruyor olacaktım...Neyse boğazıma birşeyler düğümleniyor, sizleride üzmemek için daha fazla yazmak istemiyorum .

Elimin boş kalmasına hiç tahammülüm yoktur.Hastayken yaptığım bu çanta modelini sizinle paylaşmak istedim.. O kadar çok atkı, bere, şal, çanta, kolye, kristal yüzük yaptım ki hepsini bloğumda sizlere sunacağım. Sıkıntıdan elişlerine saldırdım ne yapayım :)

Bu yazımla sizleri üzdüm biliyorum. Aslında zihinlerinizde Atatürk'çü, laik, vatanperver, aşırı hayvansever, şiir ve öykülere aşık bir annekedi olarak kalmak isterdim. Ama sizleride merakta bırakmaya gönlüm razı olmadı.

Hepinizi çooook ama çok seviyorum, sizler benim ailemsiniz.

Afet