Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Hadi bugünde biraz glelim :)

.
.
Adamın biri California'da sahil kıyısında yürürken bir şişe bulur.
Şişenin mantarını açar açmaz içinden bir cin çıkar.
Cin adama derki,
- Beni şişe içinde hapis olmaktan kurtardın, şimdi benden bir şey dile.
Yalnız iyi düşün çünkü bir tek dilekte bulunabilirsin. .
Adam düşünür taşınır,
-Ben, hayatım boyunca Hawaii'ye gitmek istedim ama beni deniz tuttuğu için gemiye binemiyorum, uçaktan da çok korkarım.
Hawaii'ye gidebilmem için bana buradan oraya bir yol yap.
Cin düşünür,
- Bak, bu gerçekten muazzam bir iş.
Okyanusun içine o yolu taşımak için yerleştirilmesi gereken yüz binlerce kolonu, o kolonların deniz dibine çakılmasını, daha sonrada yolun kaplanması için gereken milyonlarca ton malzemeyi düşün.
Gerçekten çok zor bir olay.
Normalde ben böyle bir şey söylemem ama gel sen vazgeç bu dileğinden başka bir dilekte bulun. Adam tekrar düşünür.
- Peki... Hawaii'ye yol dileğimden vazgeçiyorum.
Bana kadınları nasıl anlayacağımı öğret.
Onları neler mutlu eder neler mutsuz?
Kadınları gerçekten etkileyip harekete geçiren şeyler nelerdir?
Değişik ruh durumlarını nasıl anlarım?"

Cin sorar: -

Yolu iki şerit mi istiyorsun yoksa dört mü?
.
.
.


14 Ağustos 2009 Cuma

Sallanan sandalye

Masal bu ya...
Bir varmış bir yokmuş diyemi başlasam?..
.
Evet en iyisi böyle başlamak...
Bir varmıııış, bir yokmuş
Dünyanın en güzel ülkesinin en güzel şehrinde
birbirini çok seven bir çiftin, bir tanecik
kız evlatları varmış.
Anne çok duygusal baba mantıklı ve çalışkanmış.
Küçük kız yavaş yavaş büyüdükçe
adettendir ya; konu komşu sorarlarmış...
Söyle bakiim , sen büyüyünce ne olacaksın?...
Diğer kız çocukları gelin olacağım derken, bizimki
veteriner olacağım dermiş.
Veteriner olamamış :(
ama hayvanları çok sevmiş...
Küçük kızın bir hayali daha varmış
ama bu hayali çok ilerki seneler içinmiş.
Yaşlandığında bir sallanan sandalyesi olacak,
küçük bir orman köyünde,
penceresinin önünde, sallanan sandalyesinde
yıllardır biriktirdiği kitaplarını okuyacak
ya da;
kedisini dizine alıp soğuk kış günleri için
örgüler örecekmiş.
Küçük kız ilk yıllarda önce babasıyla
daha sonrada tek başına
ölesiye çalışmış.
Demiştim ya çalışkanlığını babasından almış.
Bu arada çoluk çocuğada karışmış...
Hayat onu o kadar yormuş ki,
Ellisine gelmeden iki kat yaşlanmış.
Artık ayakları bedenini taşıyamaz olmuş.
Vefasız dostları gibi onlarda onu terketmiş.
.
Hayallerimi ne olmuş?..
.
Yıllardır biriktirdiği ve şimdi
sahafların vitrilerini süsleyen kitapları,,,
kitaplarının yerine bilgisayarı...
Sallanan sandalyesinin yerine ise
yol arkadaşım adını verdiği
ve onu hiç terketmeyeceğini bildiği
bir tekerlekli sandalyesi olmuş.
Şimdilerde anneanne olan küçük kız duygusallığınıda
annesinden almış.
Bir başka veb sayfasında anılarını yazıyormuş.
Kedilerimi?...
Kedileri hep olmuş...
Onlar için sandalyenin nası olduğunun
hiç önemi yokmuş.
Sıcak bir kucak, yürekten gelen bir sevgi
yetiyormuş.
.
.
Alıntı
( değil :)
.
Bu da Annekedi'den bir öykü işte...
.
.
.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Senden öğrendim...Video eşliğimde lütfen...Sağ tık :)

Gittin, kanadı kırık kuştum

Sustum, sözlerine küstüm

Hani kırılırsın siyaha

Nöbet nöbet geceler boyunca

Dün güne dize gelince

Yürek acılara doyunca

O tez dönüşün geç olunca

Kendime tahammülü öğrendim

Kördüm, bilendim

Seni unutmayı öğrendim

Sen yoktun, ben yalnız kalmayı öğrendim,

Acıya duvar gibi durmayı öğrendim,

Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi

Köksüz, bağsız durmayı öğrendim

Vazgeçtiysen hep sağanak yağışlarımdan

Vazgeçtiysen bitmek bilmez kışlarımdan

Korkma kimseye ödenecek borcum yok

Yoksaymayı ben senden öğrendim


Funda Arar

Tablo: AXİKEDİ (kızım) yavrukedim :)
.
Güzel kızım mutfakta çalışıyor,
dilerim kocamaaan bir atölyesi olur...
.
.
.
.

9 Ağustos 2009 Pazar

Hadi.....Bir sevda demle...Sevdiceğim

Hadi, Bir sevda demle,
Şöyle kopkoyu,
Çay karası...
Hadi,
Boşalt ince belli kristal gecelere,
Gönül hancısı...
Hadi,
Bir sevda demle,
Şöyle buruk, buruk çöksün acısı...
Hadi, süzgeçi bırak,
Doldur yüreklere tiryaki safası...
Hadi,
Bir sevda demle,
Oturup söyleşelim gençliğimizden,
Tazelensin aşkın çağrısı...
Şarkıları Tütün gibi yakalım birbiri ardınca,
Unutulsun gönül sancısı...
Hadi,
Bir sevda demle, bu kış ayazında,
Sıcağından buğulansın aşkın aynası...
Hadi,
Bir sevda demle sevdiceğim,
Şöyle kopkoyu,
Çay karası....
.
Alıntı
.
.
.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Bahadır Akkuzu' yu kaybettik :(

.
Yaprak gibi dökülüyoruz
.
.
Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun
güzel insan
.
.
.
.
Video için sağ tıklayın...
.
.

7 Ağustos 2009 Cuma

İstanbul...Bende gideceğim....

Bir tını sızıyor kulaklarımdan en derinime, özledim seni İstanbul..
Caddelerin, sokakların ne güzeldi.
Bazen bir yaz akşamı kadar çılgın, bazen bir yağmur sonrası kadar masum,
dolu dolu gözlerin..
Göz yaşlarınla ıslanmıştım, aşkınla yanmıştım, taşlarını, ağaçlarını, akşamlarını ve o mavi gözlerini sevmiştim.
Gündüzünü alır gecene emanet ederdim, kara bulutlar ilişmesin diye sana.
Güneş doğarken sarı saçlarını okşardı, gecelerin hep hüzünlü, ben ağlardım sen ağlardın.. İstanbul’um sana doyamazdım..
Karanlık caddelerde yürümenin hazzı var, beni çağırışındaki heyecan var, seni özlemenin sızısı var hala derinimde bir yerlerde..
İstanbul akıl almaz, İstanbul haşmetli,
İstanbul beni severdi, İstanbul’un gözleri mavi..
Kara çarşafın kıyılarına oturup dalsam ne zaman mehtabına, rüzgarın şarkılar söylerdi, bazen gözlerin dolu dolu olurdu, lodosun yanağıma bir buse kondururdu..
Köşe bucak gezerdim seni, sana hikayeler anlatırdım, aşkınla yanardım, ışıkların, dökülmüş yaprakların ve sarı saçların ne güzeldi..
Her gece bir şiir yazardım sana, şimdi bir tını var aşkından hatıra kalan, en derinimde hiç durmadan çalan..
Ne zaman sana gelecek olsam, sende tam özlemiş olurdun beni, ne zaman sana varsam, akşamınla karşılardın beni, kıpır kıpır gözlerin yanardı..
Ben sendim, sen bendin; böyle söylerdin hani.
Bensiz sokakların, caddelerin, yağmurun ve akşamların tadı olmazdı hani..
İstanbul aşk, İstanbul gece,
İstanbul beni severdi, İstanbul’un gözleri mavi.
Sarı saçlarına bulutlar konardı, mavi gözlerin beni arardı,
hüzünlenince yaprakların solardı; güz olurdu, yağmur yağardı.
İstanbul kayıp şimdi, gözlerim ağlamaklı..
Ay ışında yürümeye hasretim İstanbul,
kaybettim seni ve özledim, ölesiye..
İstanbul’u kara bulutlar kapladı, İstanbul komploların kurbanı..
Sen yoksun İstanbul, saçlarım darmadağınık ve üşüyorum,
yokluğuma az kaldı..
Aşkının lekeleri kaldı şimdi benek benek kalbimde,
ellerim titriyor ve aklım gidiyor, bir tını çalmakta hala en derinimde..
Sana ulaşmak zor artık, kara bulutları dağıtacak takatim yok,
mecalim yok sana varmaya, duygularım tüketildi, kalbim yırtık;
öldüm İstanbul yokum artık..
Artık gülmeyeceksin sanki bana, bahar olmayacak sanki hiç.
Düşlerimin kahramanı olman bana yetmiyor;
sokaklarını, taşlarını ve aşkını özlüyorum,
boğazımda demirden bir düğüm,
İstanbul seni düşlüyorum..
Köşe bucak kaçsan da, git desende bana,
beni sarmalayıp kaplamışken bitmiyor aşkım sana..
İstanbul bir efsane, İstanbul yara, İstanbul beni severdi
İstanbul’un gözleri mavi..
Yoksun İstanbul, bitiyorum; yokluğuma az kaldı,
kaçıyorum yaşamaktan,
İstanbulsuz, aşksız yaşamaktan.
Bir matem oldun bana, sensizlik bir çığlık, dilimde vaveyla.
Ne olur son bir kere daha yağ saçlarıma, benim için, yaptıklarım için sana..
Seni kaybettim, yağmuruna hasretim, ellerim kara, ne olur al;
mezarımdaki son lale saçlarına kurdele..
İstanbul aşk, İstanbul gece, İstanbul tılsımlı,
İstanbul beni severdi, İstanbul’un gözleri mavi.
İstanbul yalan, İstanbul sahte, İstanbul’un suçu yok;
İstanbul sadece bir kelime..
.
.
Abdullah Kibritçi
.
.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Gökkuşağı...

Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar:
.
YEŞİL demiş ki:
"Elbette en önemli renk benim..ben hayatın ve umudun rengiyim..çimenler,ağaçlar,yapraklar için seçilmişim..Şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı...
.
" MAVİ hemen atılmış:
"Sen sadece yeryüzünün rengisin..ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir, ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız"
.
SARI söz almış:
"Siz dalga mı geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim..güneşin rengiyim.. ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz"
.
TURUNCU onun sözünü kesmiş:
"Ya ben?? Ben sağlık ve direncin rengiyim...insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur..portakalı, havucu düşünün.. ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın"
.
KIRMIZI daha fazla dayanamamış:
"Ben hepinizden üstünüm!!! Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu!! Ben tehlike ve cesaretin rengiyim!!! Savaşın ve ateşin rengiyim!! Aşkın ve tutkunun rengiyim!!!Bensiz bu dünya bomboş olurdu!!!"
.
MOR ayağa kalkmış:
"Hepinizden üstün benim.. ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir.. ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz.. dinler ve itaat ederler"
.
ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar... her biri diğerini itip kakıyor "en büyük benim" diyormuş... derken.. bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış... bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar..
.
Veee YAĞMUR'un sesi duyulmuş... "Sizi aptal renkler..bu kavganızın anlamı ne, bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz...
Şimdi el ele tutuşun ve bana gelin"
Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar..
el ele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay seklini almışlar..
Yağmur onlara "bundan böyle...
"her yağmur yadığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar..
insanlara yarınlar için umut olacaksınız.....
gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size G Ö K K U Ş A Ğ I diyecekler.. anlaştık mı?"
Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde
G Ö K K U Ş A Ğ I belirir
.
Alıntı
.
.