Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

2 Ağustos 2009 Pazar

Pazar günlerini hiç sevmiyorum...

İyi geceler hayat!
Bugün de seni yaşayamadım...
Ama belki yarın,
Yarın...
.
"Video için sağ tıklayın"
.
.

1 Ağustos 2009 Cumartesi

Sen vurdunda ben ölmedimmi?...

Bu muhteşem şiiri şairin kendi sesinden

kulaklarınızda hissetmek istiyorsanız,

sağ taraftaki videoya

tıklamanız

yeterli

.

Sen Vurdun da ben ölmedim mi?
.
Rüzgarda ne ateşleri hasretimle yaktım da

Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi

Çölde su, mahpusta gün,

oruçta ekmek gibi bekledim seni

Sense araya korkular koydun.

Yasaklar koydun...
.
Bitmez tükenmez engeller koydun

Şimdi nerdesin diye sakın sorma

Sen çağırdın da ben gelmedim mi?
.
Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,

Yağmurlu havalara..

Bu kasvetli akşamlara darılmazdım

Sen varken

Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına

Otobüs duraklarına...

Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...

Yıkılmazdım biten sevdaların ardından

Gidenlere küsmezdim

Kalanlara acımazdım...

Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim

Masumdum, çocuklar gibi

Böyle delirmezdim-küfretmezdim...

Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.

Şimdi soruyorum sana

Adı sevdaysa bu cehennemin

Sen yaktın da ben yanmadım mı?
.
Biliyorsun

Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı

Bütün korkularına 'arka çıktım' olmadı

Dağlara merdiven dayadım olmadı

Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı

Sevdim olmadı, yandım olmadı taptım olmadı
.
Benden artık pes..

Artık benden aşkın biletini istediğin gibi kes

Nasıl sa gidiyorsun

Biliyorum git..ardında

Ağlayan bir çift göz

Paramparça bir yürek

Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan

Çek silahını daya sırtıma

Titrersem namerdim...

Sen vurdun da ben ölmedim mi?

.

.
Ahmet Selçuk İlkan

.

.

YALAN

YALAN
.
Hadi gidiyorsun..
yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun
herşey gidiyor
gökte bulut,dağda kar,düzde kervan gidiyor
solgun bir gül oluyor insan
bir demet kır çiçeği ölüyor sen gidiyorsun
ne ucuz yaşıyorsun,ne kolay
bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
bakma öyle ben kanıyorum,
sen üşüyorsun
.
kolay değil bir yalan
bu yaralayan kanayan koca bir yalan
yalan işte
sevdiğim yalan...
şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
yumuşak sıcak bir yalan
ıslak gözlerimle geçiyorum
yaralı bir ceylanın kalbinden
ceplerimde kül var
bir yangından arta kalan
.
sorduğum adreslerde kimse olmuyor
ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
her şey bir yalan gibi yandığı zaman
yalnız olduğunu anlıyor insan
anladım ve geçtim
yaralı bir ceylanın kalbinden
.
aynamı kırdım fotoğraflarımı yaktım
nasıl da acımasızdım tafralarıma karşı
nasıl da umarsız
.
su gördüm düşümde
karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
sonra sabah oluyor
ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu
.
hayır diyordu bir dağ köylüsü
hiçbir şey için geç değil ve geç değil
bir şey için hiçbir şey
bişey vardı öyleyse bişey
beni çeken
gecenin duldasından uzağa
kocaman çayırlara çeken bişey
gümrah ırmaklara
sonra sıcağa sonra acıya
sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
bişey...
.
tutsana beni,bırakmasana
olsun yaralasana
olsun,ağrısa da
yalan da olsa,kalsana
.
"dağ köylüsü"
aşkın olduğu yerde ben varım
sen olmasan da ben varım
yağmur yağar saçlarım filizlenir
bir yıldız düşer omuzlarıma
ıslık çalar ıslanır şarkılarımı söyler geçerim kapından
camların buğusundan ve yağmurun kokusundan
tanırlar beni
bilirler,
en iyi yalanlarını ben alırım onların
adresler sorarım kimseler oturmaz orda
ve kimseler olmaz ben sordukça
.
dağ köylüsü
şimdi gidersen
şimdi git
" kalırsan şimdi"
.
.
İbrahim Sadri
.
Tablo: Şeker Ahmet Paşa
.
.
Boşver be dağ köylüsü sen en iyisi şimdi git...
.

Bir kuş tut içinden...

.
Bir sayı tut içinden...Tuttum
İkiyle çarp. Onbeş ekle. Sonra ikiye böl. Tuttuğun sayıyı çıkar bu sayıdan. Yedi buçuk kalır geriye. Yedi buçuğu al, dondurmacıya git. Vişneli bir dondurma ısmarla kendine.
.
Bir renk tut içinden...Tuttum
İçindeki resmin gökyüzünü boya tuttuğun o renkle. sonra içine doğru eğil ve boyadığın resmi izle.
.
Bir tren tut içinden...Tuttum.
Bin o t irene. Tren ağır ağır ayrılsın içindeki istasyondan. sonra pencereye çık. ağaçlar, evler ve direkler akıp gitsinler önünden.
.
Bir sokak tutu içinden...Tuttum
Bahçeli evler olsun tuttuğun sokakta. Bahçeler de ağaçlar olsun. Ağaçların dallarında kuşlar. Kuşların ötüşünde bir şarkı.. Şarkıda bir şenlik!...
.
Bir çiçek tut içinden.Tuttum.
Akşam sefası mı?...Nasıl bildin?..
.
Bir mevsim tut içinden.Tuttum
Tuhaf bir mevsim olsun. bir yanımızda kar yağsın, bir yanımızda güneş açsın. Bir yanımızdaki ağaç yapraklarını döksün, bir yanımızdaki ağaç çiçek açsın. Leylekler hem gitsin, hem gelsin. Ah diyelim biz, bu kaçıncı mevsim.
.
Bir yıldız tut içinden...Tuttum
Bir yıldız daha tut içinden. Sonra bir yıldız daha. İçindeki yıldızlar çok olursa, ipil ipil aydınlık olur için.
.
Bir kuş tut içinden
.... Uçuyor, tutamıyorum!...
.
.
Alıntı
.
.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE.......

Dağlardaki
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
yazıları kaldırılacakmış
neymiiiiş ?
ayrımcılık oluyormuş
söyleyleyenlere bakın hele...
85 yıldır ayrımcılıkmı yaptık yani biz?
Türk'üyle, Kürdüyle, Lazıyla
Gayrımüslümleriyle şimdiye kadar kardeşçe yaşadık
Ne yapmaya çalışılıyor!...
biri bana anlatsın lütfen
Yakında okulların duvarlarından
kitaplardan,
resmi dairelerden de silerler.
Başlamaya görsünler.
Birlik, beraberlik duygularımızmı silinmeye çalıyor yoksa?
O kadar kolay değil arkadaşım!..
Ben ve benim gibi
Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı laik Türk insanı
hayatta oldukça
O kadar kolay değil
Her zaman söylüyorum ve şimdide tekrarlıyorum
Dünyada tek TÜRK ben kalsamda,
etlerimi lime lime etselerde
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
Yerine ne yazacaklar ?.....
.
.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Koca nasıl pişirilir :)

.
.
.
Kocaların çoğu, pişirilme sürecinde yanlış işlem gördüklerinden yumuşaklıklarını ve iyi niteliklerini kaybederek bozulurlar.
Gerçek odur ki, bazı kadınlar onları sıcak suda haşlayarak, bazıları ilgisizlikleriyle dondurarak, bazıları da basıp, ezip turşusunu kurarak ve yine kimileri de savurganca harcayarak bozulmalarına neden olurlar.
Özenilerek hazırlanan her kocanın iyi ve yumuşak olacağı söylenemez.
Ancak, iyi pişirilenin gerçekten tadına doyum olmaz.
Koca seçiminde, ne lüferin alımındaki gümüş pırıltısı, ne barbunyanın altın yaldız görünümü geçerlidir.
Bunun için çarşı pazar dolaşmaya da gerek yoktur.
Genellikle en iyileri kapınızın önüne gelenlerdir.
Beğenenin kişisel olduğunu düşünerek, koca seçimini yalnızca kendiniz yapınız.
Kendiniz sabırla pişiremeyecekseniz, almaktan vazgeçiniz.
Kocayı pişirmek için en iyisi porselen bir kap ise de, elinizde toprak çanaktan başkası yoksa özenle kullanıldığında o da aynı işi görebilir.
Sonra kişiliğine uygun bir ısıya ayarlanarak ateşe oturtulur.
Köpürerek taşması halinde kaygılanılmamalıdır.
Kocalar da karides ve istakoz gibi canlı pişirilirler.
Bazen pişerken tencerenin dışına taşıp yanabilir ya da kenarları sertleşerek kabuk tutabilirler. Onları tencerelerinde tutmak için; "görev duygusu" adlı zayıf iplikten çok "huzur" adlı sağlam sicimle sıkı sıkıya bağlanmalıdır.
Sevgi, sıcaklık ve neşeden oluşan sürekli bir ateş yakılır.
Pek çoğu iyice pişinceye kadar sık sık köpürebilir.
Özellikle sirke ve karabiber yerine satıcıların "öpücük"adı altında sattıkları şekerden biraz konulabilir.
Tadına bakarken hoşgörü, iyimserlik ve neşe benzeri baharatlardan birer tutam katmanız önerilir.
Ancak, bunlar diğer baharatlar gibi azar azar ve dikkatlice kullanılmalıdır.
Yumuşaklığını kontrol ederken sertleşmesinden kaçınılmalıdır.
Fazla yayılmasını ve kabın dibine oturarak işe yaramaz hale gelmesini önlemek için arada bir hafifçe karıştırılmalıdır.
Kıvama geldiğini anlamamak olanaksızdır.
Böyle pişirildiği zaman sizin için çok uygun ve sindirilmesi kolay olacaktır.
Dikkatsizlik nedeniyle ev ateşini soğutmazsanız, bozulmadan istediğiniz süre dayanır.
Bu yolda hazırlanmış "koca", mutlu bir ömür boyunca tadını korur...
Bende pişirdim ama eller yedi...
Şimdi ise kedi pişiriyorum
Kocadan daha lezzetli vallahi :)
.
.

26 Temmuz 2009 Pazar

Hayatı ıskalama lüksün yok senin...

.
.
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin..
iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir.
Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme.
Herkes kendinden sorumludur aşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin.
Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.
Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler.
Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
.
Nazım Hikmet
.
.