Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

29 Eylül 2008 Pazartesi

Nerdeee "o" eski bayramlar?...

Tüm dostlarımın şeker bayramı kutlu olsun
sevgiler, Afet
.
Tablo:Ann Hardy
.

26 Eylül 2008 Cuma

Anne kediden sevgiler....

Tüm arkadaşlarımın mubarek Kadir gecesini kutluyor,
hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum..
* * * * *
.
.
Arkadaşlar elde olmayan nedenlerden dolayı
internetim kesildi,
dilerim kısa sürede yeniden açılır ve sizlere kavuşurum.
Şu an int cafedeyim, hepinizi çoook seviyorum.
Beni merak etmeyin diye geldim...
.
Afet
.
.

21 Eylül 2008 Pazar

Bana gözyaşı borcun var.....

Adam genç kadına seslendi:- bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu:- nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı;- haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın.
Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp,
yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine;- bana mutluluk borcun var!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam- haydi yat dizlerime!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret ,
hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sıra sıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice
.Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
— bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı- haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi;- bana can borcun var!
Kadın irkildi;- can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının
- peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı;- yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
Kadının titreyen dudaklarına.
— bu ne şimdi yaptığın? Diyerek çattı kaslarını kadın...
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi.
Kekeledi;- hayat öpücüğüydü!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı...
Adam, şaşırdı;- ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi;- veda öpücüğü!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
Ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
— ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı:
- merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi:- güneşe, suya gerek yok.
Gülümse yeter! Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- umutlarımı kefil yaptım.
Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...
Alıntı
.
.

Yepyeni bir sobeee....

Değerli blogcu arkadaşlarımızdan Denizcikaptan
beni sobelemiş.
Soruları cevaplamadan önce hepinize sağlıklı,
mutlu ve gönlüzün dilediği güzelikte bir
pazar günü diliyorum.
1- Yaşam felsefem: Sana taş atana sen ekmek at...
.
2, İnsan: Eğitilmesi en güç olan canlı
.
3- Hayat: Boşuna harcadığım zaman...
.
4- Çocukluk: Muhteşemdi
.
5- Güneş: İçimi ısıtan renk cümbüşü
.
6- Gözler: Sözlerin aynası
.
7- Yıldızlar: Kırmızı şarap
.
8- Güzellik: Hayvanlar (doğanın başyapıtları)
.
9- Aşk: Koca bi yalan...
.
10- Müzik: Olmazsa yaşayamam
.
11- Sanat: Ruhtaki güzelliklerin bedenden dışa vurumu
.
12- Dost: Tükendiğinizde bile hala yanınızda olan?
.
13- Para: Önce sağlık derler ama onsuz sağlıkta olmuyor :(
.
14- Bilgisayar: Bedenimin bir parçası...
.
15- Din: Kendi doğrularım, vicdan muhasebem.
.
16- Zaman: Çok çabuk geçti
.
17- Erkekler: Tatlı dille hepsi birer uysal kedidir
.
18- Kadınlar: Şeytanlık doğalarında vardır
.
19- Savaş: Konuşarak uzlaşmaktan yanayım
.
20- Ağlamak: Son günlerde gözüme kaçan çöpler...
.
21- Deniz:Her sabah yosun kokusunu martıların sesini duymalıyım
.
22- Doğa: Orman, deniz, dolunay ve hayvanlar
.
23- Hırs: Bende olmayan tek duygu
.
24- Ayna: Hiç yalan söylemeyen gerçek dost
.
25- Rüya: Keşke 30 yıl öncesine uyansam
.
26- Hayaller: Artık hepsinden vazgeçtim
.
27- Özgürlük: Uğruna gençliğimi verdim
.
28- Futbol: Bir yuvarlağın peşinde koşan, itişip kakışan insanlar :)
Milli maçları ve beşiktaşın maçlarını hiç kaçırmam.
Fenerbahçe lisesinde okumama rağmen
doğuştan Beşiktaşlıyım.

Yağlıboya tablolar: Kedikızıma aittir.
http://www.axikedi.blogcu.com/
.
.
şimdi bende büyük bir zevkle;
.
http://www.antartika.blogcu.com/
.
http://www.mavianne.blogspot.com/
.

http://www.siyamkedisi.blogcu.com/

.
Arkadaşlarımı sobeliyor, kolay gelsin diyorum.
.
.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Herşey için çok geç olabilir...

........ Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti...
Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz
bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti.
Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı.
Bitmeli dedi içinden,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.’
Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı.
Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi. İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu.
Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi;
’Bulutlar bizim yasayacaklarımızı biliyor.
onlar bile ağlıyor halimize...
’ BULUŞMA VAKTI...
Artık Kadıköy iskelesindeydi.
Birkaç dakikalık beklemeden sonra
karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü.
Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı.
Beşiktaş’a geçtiler.
Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar.
Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti.
Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını...
Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de oturdular.
Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini. ’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu.
Genç ad*** gözlerini kaçırarak ’Evet’ dedi.
Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek
’Söylesene, ne diye bekliyorsun’ dedi.
Genç adam içini çektikten sonra
’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’ diye sordu.
Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi.
Genç adam söze başladı...
’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp
senin için yazdığım şiiri okumak istemiştim.
Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin. Biliyor musun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi.
Özür dileyip telefonu kapatmıştım.
Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin.
Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde
arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş,
Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne
’İşim yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin.
Hatırladın mı?’’
DUYGUSALLIĞI SEVMEM...
Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum.
Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’
diye yanıtladı.
Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin.
Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece
hasta bakici, hemşire falan olamazsın.
’ Genç adam devam etti...
’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin?
Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.
Duygusallığı sevmeyebilirsin.
Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun.
Halbuki ben senin tam tersine
kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum.
Seni tanıdığımdan beri her sabah, her aks*** her gece
yani seni andığım her saat tatlı bir mesajım vardı senin için biliyor musun?
Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.
’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?
’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden.
Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü. ’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum.
Olamazsın da...
BİZ AYRILMALIYIZ.
Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’
Genç kız şaşırmıştı, ’Neden ama?
Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.
’ Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun. Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi.
Genç kızın gözleri yaşarmıştı.
Genç adam cebinden çıkarttığı mendili uzattı,
genç kız gözyaşlarını silerek ’Sen bilirsin,
umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi.
Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün,
senden başka kimse olmadı ve uzun zaman da
olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi.
Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada
Artık iki yabancıydılar.
Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra
Genç kız, ’Kalkalım istersen’ dedi.
Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum,
istersen sen kalkabilirsin’ diye yanıtladı.
Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’
diyerek elini uzattı. Genç kızın sesi ve eli titriyordu.
Genç ad*** ’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi
ve birbirlerine son kez sarıldılar.
’BEN DOĞRU YAPTIM...
" Genç adam doğru yaptığına inanıyordu.
Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi.
Odasına girdi. Gece bitmek bilmiyordu.
Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı.
Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı.
Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı.
Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı,
mesaj ve 10 cevapsız arama vardı.
Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini.
Aramalar ve mesaj sevgilisindendi.
Heyecanla mesajı açtı, şunlar yazıyordu:
.
SADECE ONLARI SEVMEYİ SEVDİM,
HEPSİNİ ONLARSIZ YAŞADIM DA,
BİR SENİ SENSİZ YAŞAYAMIYORUM,
BU AŞKI TEK KALPTE TAŞIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM,
BIR TEK SENİ SEVDİM,
VE SENİ SEVEREK ÖLECEĞİM,
ELVEDA BİRTANEM...
.
Genç adam şaşırmıştı.
Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu
ve üstelik sabahın besinde yazmıştı.
Heyecanla onu aradı,
telefonu Yabancı bir ses açtı.
Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi.
Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de...
’Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti.
Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu.
Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim.
Yavrum kendini asmıştı....
.
’ YIĞILIP KALDI...
Genç adam beyninden vurulmuşa döndü.
Bir gün önceki mide ağrısının İki katını çekiyordu simdi.
Olduğu yerde yığılıp kaldı...
.
Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede.
Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu. Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu?
Üç ay önce getirdiler.
Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş.
O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış.
Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor.
Geçenlerde merak ettim.
O uyurken gönderdiği numarayı aradım.
Numara 3 ay önce iptal edilmiş.
Gelen mesajlarda bir şiir var.
Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım
Kadarıyla şiiri yazan çok duygusal biriymiş...
.

"ÇEVRENIZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSETTİĞİ
YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜN DEN O KADAR EMİN OLMAYIN,
BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE
NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE
HERSEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR..."
.
Alıntı
.
.

19 Eylül 2008 Cuma

Denizyıldızı...



DENİZ YILDIZI
.
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar,
sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını,
okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder.
Genç adama yaklaşır:
- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler.
Yazar sorar;
- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.
Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır,
okyanusa fırlatır.
- Onun için fark etti ama...
.
.

Penisilin...



DOSTLUK

.

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı.

Fleming'di adı.
Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur. ‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı.

Onu ne mi kurtardı? Penisilin!

Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.

Oglunun adi: Sir Winston Churchill.

Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

.

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

Hiçbir şey beklemeden verin.

Karşılığı nasıl olsa gelecektir.

.

Tablo: Mıchalangelo


.


Alıntı


.