Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

19 Eylül 2008 Cuma

Denizyıldızı...



DENİZ YILDIZI
.
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar,
sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını,
okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder.
Genç adama yaklaşır:
- Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?
Genç adam yanıtlar;
- Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek.
Onları suya atmazsam ölecekler.
Yazar sorar;
- Kilometrelerce sahil , binlerce denizyıldızı var.
Ne fark eder ki?
Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır,
okyanusa fırlatır.
- Onun için fark etti ama...
.
.

Penisilin...



DOSTLUK

.

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı.

Fleming'di adı.
Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur. ‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı.

Onu ne mi kurtardı? Penisilin!

Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.

Oglunun adi: Sir Winston Churchill.

Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

.

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

Hiçbir şey beklemeden verin.

Karşılığı nasıl olsa gelecektir.

.

Tablo: Mıchalangelo


.


Alıntı


.

Sen beni hiç sevmedin ki...

ben seni düş mağaralarımdan
iğne uclarıyla,
kilim nakışlarıma işledim.
karanlık gecelerin sağanaklarında
çakan şimşeklerde,
yıldırım diye bekledim!
sen beni hiç sevmedin ki.
sabah, kuş cıvıltıları,
ezan sesiyle
ilk selavatta seni diledim.
gün ışıyıp,kepenkler açılınca
ilk bereket sen olursun diye,
seni bekledim!
sen beni hiç sevmedin ki.
ne yüzünü gördüm,
ne elinden tuttum,
ne kokunu duydum,
ne dudağından öptüm,
ne bağrına yattım,
ne göğsüne dokundum...
ve nedensizce ben seni çok sevdim...
.
SEN BENİ HİÇ SEVMEDİN Kİ...
.

Kemal Eyüboğlu
.
.

Alıntı
.
.

17 Eylül 2008 Çarşamba

İstik(b)al Marşı...


Çok uzun zamandır yayımlamak istiyordum,
şimdi tam zamanı değilmi?
Bu zeki adama şapka çıkartılır ..Türkiye’yi Güldüren Adam’ ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın İstiklal Marşı’ndan esinlenerek yazdığı bir şiir, şu sıralarda elden ele dolaşıyor. Cem Yılmaz, bu şiirinde Türkiye’nin sorunlarını da ele alarak ülkemiz gerçekleri hakkında inanılmaz tespitler yapmış! İşte Cem Yılmaz’ın Türkiye’nin durumuna mizahi ve bir o kadar da entelektüel bakış açısıyla yazmış olduğu şiir;

İSTİKBAL MARŞI
.
Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika’da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!
.
Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!
.
Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!
.
Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
‘Avrupa Birliği’ denen tekdişi kalmış canavar!
.
Arkadaş, Meclis’e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!
.
Yaktığın yerleri ‘orman’ diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!
.
Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo’yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis’ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!
.
Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!
.
O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,
.
Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır ‘garip yaşamış vatandaş’ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!
.
Cem YILMAZ
.
.
Şiir ve resimler alıntıdır
.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Bir dokun yüreğime...Belki diner bu sızı...

Büyümek seni özlemekmiydi ?..
.

Bütün söylemek istediklerim sıralandılar şimdi tek tek karşıma ….
Her defa dilimin ucuna gelipte sustuğum zamanlar….
Geride bıraktığım ve asla tekrarı olmayan …..
neler demek istedim bir bilsen ….
yaklaştığımdan mı biraz sonlara
yoksa daha fazla düşündüğümden mi bilmiyorum ….
kaybettiklerimi tartıyor bu gece terazi….
Bizden alınanları düşüyorum ….
İstemeden ördüğümüz duvarlar geliyor gözümün önüne….
neden demeyi sorgulamaktan yoruldum beklide…..
keşke becerebilseydim bende geçmişin üzerini perdelemeyi….
Sanma kızgınlığım var ….
Kabullendim bazı şeylerin ağır bedellerini ödemeyi…
bugünlerde biraz daha fazla seviyorum seni….
Gücünün sıcaklığına en çok ihtiyaç duyduğum zamanlar kayıyor üzerimden….
ve hayat sormuyor bana istediklerimi sen gibi…
.sunmuyor bana gümüş tepside yaşadıklarımı…
aslında biliyor musun daha iyi anlıyorum seni….
Yapmak istediklerin ama sınır dışı edilmiş hayallerini…
kurbandı lazım belki de gelecek için
ve sana da sorduklarını sanmıyorum seçimleri….
Yanındayım birkaç gün ….özlemişim bende sen gibi….
Ne çok isterdim zamanı eskisi gibi seninle tüketmeyi….
Çok belli etmezdin de sevgini; bir bakınşın anlatırdı sevdiğini…..
tek erkektin hayatıma giren ve hala hayatımın tek erkeği….
Güçlüydün ve her şeye karşı durmanı severdim en çok ….
Ağlarken hiç görmemiştim seni….
Bazen kırılırda bir parçam ıslanırsa yüzümün çehresi,
istemezdim öyle görmeni……
hep güçlü olduğumu bilmeni istediğim gibi …..
Sorsalardı ister misin diye bu günleri_?
kabul eder miydim ,bilmiyorum ….
Bekleme salonu suskunluğunda
bir karanlığın içinden yazıyorum cümlelerimi…..
isterdim şimdi eski günlerin neşesini, uzun akşamlarımızı…..
olmadık şeylere güldüğümdeki kızışlarını……
Neye üzülüyorum biliyor musun ?
hiç zıplayamadığım için kucağında….
Ya da ne biliyim …
artık boynuna atlayamadığım için biraz da….
kiraz ağacağından indirdiğin günleri özlediğim için bu suskunlar…..
çok özledim seni baba….
Sarı saçlarımla dizinde uykuya dalmak bu kadar uzak mı küçük kızına….
ben hala senin küçük kızın değil miyim baba?
Küçükken ne çok isterdim oysa büyümeyi…..
böyle öğretmemişti öğretmenim …..
bu olmamalı …..
söyle babacım …
Büyümek seni özlemek miydi ?..
.
Yazı ve fotoğraf alıntıdır.
.
.

14 Eylül 2008 Pazar

"İçtenliğin" yada " Dünya görüşünün" kirletmediği...



Mırıldandıklarım
.
Kırdın mı incittin mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı;
cila geçmeli ahşaplarıma ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını,
yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey!..
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" ya da "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim
ve dileğim senin ve benim,
yani bizim için...
.
Murathan Mungan
.
.

13 Eylül 2008 Cumartesi

Offf yine Kangal aşkım kabardı...

Kangl aşkı hiçbirşeye benzemez...
Birçok hayvan beslersiniz, kedi, köpek,
kuş, balık vs..
Ama bir kez kangal sahibi olmaya görün;
Yine tüm hayvanları seversiniz,
( aynı benim gibi )
Fakat kangal aşkı
yüreğinizde öyle bir yere oturmuşturki,
Birdaha onun sevgisinin yerini hiçbirşey tutamaz.
Bana göre yüreğinizle sevdiğiniz bir Kangal
en iyi, en sadık dosttan daha dosttur insana...
İşte bu üstteki fotoğraf ta uzun yıllardır
hayalini kurduğum ortam.
Bir parça toprak, ağaçlar, çimenler,
minicik bir ev, doğal ortam ve Kangallar.
Her ne kadar artık ne yaşım, ne sağlığım nede
durumum imkansız olsada DÜŞ işte :(
İşte yaşım genç olsa düşleyeceğim işim bu olurdu
Muhteşem bir çiftlik değilmi?..
Değil hayalini kurmak; çok yakınımda olmasına
rağmen orayı ziyarete bile gidemedim.
Off neyse çenem düştü yine :)
Bloğu bırakma, yaz diyordunuz, bende en sevdiğim
konuyu yazdım işte...
.
Afet
.
Fotoğraflar: www.kangalturk.com dan alıntıdır.
.
.