Kalbim sende kaldı, kır gitsin...

13 Ocak 2009 Salı

Arka sokağımın gülleri...

Üç yıldır bu semtte oturuyorum.Burada herkes hayvan seviyor
Sevmiyenine hiç rastlamadım
O yüzden burayı çok seviyorum
Eğer burada yaşayanlar hayvansever olmasaydı
Bu pisicikler benim evimde olacaktı :)
Her sabah ve akşamüzeri böyle yola dizilip
mama bekliyorlar.
Sabahları benim gibi sevenleri kuru mama veriyor
Akşamlarıysa hiç kimse yemek artıklarını çöpe atmıyor
Bir gazete ğzerine konteynrların yanına bırakıyorlar.
Anneleri Van kedisiydi ve insana yaklaşmıyordu
eve almak için çok uğraştım, başaramadım.
Bu yavrulardan sonraki yavruları dünyaya getirirken ölmüş
Şimdi diyorum; keşke keşke tuzak kurup yakalasaydım.
Eninde sonunda bize alışacaktı
Nesli tükenmekte olan Van kedimizin
sokaklarda ziyan olmasına çok ama çok üzüldüm.
Ve kendimi suçluyorum.
.
.


12 Ocak 2009 Pazartesi

Haftaya Nazım'la başlamak istedim...

MEMLEKETİMİ SEVİYORUM
.
Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.
Memleketim :develer, tren, Ford arabaları
ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızıtoprak.
Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları
ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.
Memleketim :
Ankara ovasında keçiler :
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığırve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir...
.
Nazım Hikmet
.
Tablo: Nazım Hikmet'in kendi eseridir
.
Altını çöpe atıp yüzyıl sonra çıkarsanda yine altındır
zaten yüreğimizde hep itibarı vardır.
.
.

11 Ocak 2009 Pazar

Örgü sepet, çiçek ve böcek...


Herkese sağlıklı, mutlu pazarlar diliyorum.
.
.

9 Ocak 2009 Cuma

Sizleri o kadar çok özledimkiii...

Selamlar canım dostlarım.
Bana yıllar gibi uzuuun gelen bir süredir sizlerden ayrıyım.
Biliyorsunuz benim ilk bloğumun adı ANNEKEDİ..
Birçok hayvansever dostumun bildiği gibi kediler sevdiklerini
üzmemek adına hastalandıklarında ya da başlarına birtakım olumsuz olaylar geleceğini hissettiklerinde sevdiklerinden uzaklaşır, kuytu biryerlere saklanırlar...
Bana bir süre önce (canım zerdali'm )
http://www.hamdivehusnucan.blogspot.com/ arkadaşım demiştiki; sivilcen çıksa bizleri haberdar edecek, merakta bırakmayacaksın.
İki gün öncede ilk blogcu dostlarımdan çok sevdiğim dünya tatlısı http://www.mavianne.blogspot.com/ arkadaşımız annekedi bloğuma
merakta olduğu mesajını bırakmış.Uzun süredir yaşamakta olduğum sağlık sorunlarım var. En önemlisi ayağımda hızla büyümekte olan bir tümör; bana dünyayı zindan etti.
Dün hastahaneye gittik, nihayet biopsi aldılar, sonucunu 22 ocakta alacakmışım. Evde yalnız kalmayım diye oğlum beni Kedikız'ıma bıraktı. Bu yaşta bakıma muhtaç yatan bir hasta oldum. Artık çift koltuk değneğiyle bile yürüyemiyorum. Allah'ım Kedikız'ımdan razı olsun etrafımda pervane dönüyor. Hayatımda yaptığım tek akıllıca iş oğlumu ve kızımı dünyaya getirmekmiş.
Dün gece parça alınan yerin çok kanaması ve dayanılmaz ağrılarım yüzünden hiç uyuyamadım ve düşündüm...
Bu yaşadıklarımı sizede anlatmalıydım... Zerdalim haklıydı... Bakın benim için maddiyatın hiç önemi yoktur,eğer iyileşebilir ve internetim açılırsa sizlere http://www.yorgunyillar.blogcu.com/ adlı sayfamdan hızla anlatmaya başlayacağım.Şu anda düşünüyorum ki; zaman çok kıymetliymiş. Dilerim hatırımda kalan tüm anılarımı sizinle paylaşmak için yazacak zamanım olur.
Hani derler ya: herşeyin başı sağlık.... hayır değerli dostlar meğer herşeyin başı paraymış.
Üçbuçuk yıldır bu rahatsızlığı çekiyorum ve sonunda ayağım kesilme aşamasına geldi .
Zamanında tedavim yapılsaydı hiç bu durumlara gelmeyecek, şu anda çalışıyor, kazanıyor, ayaklarımın üzerinde dimdik duruyor olacaktım...Neyse boğazıma birşeyler düğümleniyor, sizleride üzmemek için daha fazla yazmak istemiyorum .

Elimin boş kalmasına hiç tahammülüm yoktur.Hastayken yaptığım bu çanta modelini sizinle paylaşmak istedim.. O kadar çok atkı, bere, şal, çanta, kolye, kristal yüzük yaptım ki hepsini bloğumda sizlere sunacağım. Sıkıntıdan elişlerine saldırdım ne yapayım :)

Bu yazımla sizleri üzdüm biliyorum. Aslında zihinlerinizde Atatürk'çü, laik, vatanperver, aşırı hayvansever, şiir ve öykülere aşık bir annekedi olarak kalmak isterdim. Ama sizleride merakta bırakmaya gönlüm razı olmadı.

Hepinizi çooook ama çok seviyorum, sizler benim ailemsiniz.

Afet

25 Aralık 2008 Perşembe

Teşekkürler :)





Canım arkadaşım
Benim için yeni yıl hediyeleri hazırlamış
Eline yüreğine sağlık güzel arkadaşım.
Beni çok mutlu ettin.
Senide ablanıda çoook seviyorum.

7 Aralık 2008 Pazar

.......

KURBAN bayramınız

kutlu olsun arkadaşlar.

Hoşçakal yavrum;
Belki dönemeyebilirim :(
.

4 Aralık 2008 Perşembe

Gül yaprağı ?...

GÜL YAPRAĞI
Uzakdoğu'da bir budist tapınağı,
bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu.
Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.
Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.
Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.
Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu,
o yüzdenkapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu.
Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı.
Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı.
Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
Budist bir süre kayboldu,
sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü
ve bu kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü,
aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül yaprağı suyun üsünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki budist saygıyla eğildi
ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.
Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı
.
Alıntı
.